Sağlık-Der Konya

İNSAN, DÜNYA ve EŞYA

Eyüp Al

İNSAN, DÜNYA ve EŞYA

       Kainattaki insanı tanıyabilmek, insandaki kainatı tanımakla mümkün olabilir. Evrenle insan arasında oldukça garip, kozmik ilişkiler vardır. Bu ilişkilerin sırrı, eşyanın hakikatinde yatmaktadır. “Ya Rabbi..! bana eşyanın hakikatini öğret..” duasında bulunan Hz. Peygamber bu kozmik ilişkiyi öğrenmenin heyecanı içindeydi. Bu ilişkiyi yakalayınca neler mi olacaktı? İnsan yaradılmışlar içerisindeki yerini bi hakkın anlayacak, idrak edip kavrayacak, kendini tanıyacak, Yunus’un dediği gibi kendini bilecek, Rabbini ve kudretini hissedecek, dolayısı ile haddini bilecekti. Bu kavrama ile dünyanın yaradılış gayesi veya maksadına aykırı düşmeyecek, ilahi yaradılış senaryosunda kendisine uygun olan rolü iradesi ile seçip “işittik ve itaat ettik” sırrınca dünya ile uyum içinde yaşamaya gayret edecekti.

       İşte bu uyum ve denge içerisindeki insanoğluna kimi alimler insan için küçük bir evren, kimleri de dünyaya koca bir insan diye ifade etmişlerdir. Burada Mevcudatın “Allah” eksenli, mahlukatın da “insan” eksenli olduğunu iyi anlamak gerekiyor. Mahlukatın insan  eksenli olmasının sırrı insanın “Eşrefi Mahlukat” olmasında yatmaktadır. Allah her şeyi insan için, İnsanı da kendisi için yaratmıştır. Zariat suresinin 56. Ayetinde “Ben İnsanları ve Cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” derken tam da bunu ifade etmektedir. Dolayısı ile yarattıklarının şerefini belirleme hakkı da Cenab-ı Hakka aittir elbette. Zat-ı Akdes bunu bu şekilde belirlemiş. Diğer yandan mu eşrefiyat sırasına kendisinden başkasının müdahale etmesini de hoş görmemiş, müdahaleye de en yüksek bir biçimde insanı ihtar etmiştir. Kendisine tahsis ettiği insanoğlunun başka şeylere tahsis edilmesine rıza göstermemiştir.

       O insanın insana, İnsanın eşyaya, insanın mevhum ve sınırlı davalara, beton binalara, dergahlara hülasa eşrefiyet bakımından insanın dengi olmayan şeylerle ekalliyet açısından feda edilmesine, tahsis edilmesine insanın eşrefiyyetine gölge düşürülmesine hiddet ettiği gibi, bunu Şirk, İlhad, Zulüm, Nifak ve Riya olarak görür. İnsan efendisi olarak yaratıldığı şeyin kölesi kılınmış vaziyette ise bu öncelikle kendisini o mevki ve makama getirene ve şerefli mahlukat olarak yaratana ve bizzat kendisine hakaret ve zulüm değil midir?  Paranın da, malın da, yeryüzünün sair mahlukatının efendisi insan olması gerekli iken bütün bunlar insanın efendisi oluyorsa, birilerinin müdahalesi ile bunlar bozuluyor ve insan bunların kölesi olarak addedilip, kainatın yaratıcısı olanın kurduğu düzene müdahale ediliyor ve bizzat insanın insana zulmetmesi insanlar tarafından emredilir hale geliyorsa, bu nasıl bir Allaha itaat olabilir? Önce biz insanoğulları veya Hakimi Mutlak-ı tanıyıp İman ettik diyenlerin herbiri, burada samimiyet testinden geçmiyorlar mı? Nerede kaldı “Yaradılanı severiz yaradandan ötürü” ifadesi, nerede kaldı Hakkın hatırının Ali ve yüceliği.

            Sonuç olarak, her şey yerli yerinde ise ve sorun yoksa, bu şeyin yeri ve temeli Allahın ona biçtiği mevkiidir. Bunu yerinde tutmaya Hikmet, İnsanın dünyadaki çarpışması veya işlerine Mücadele, İnsandaki dünyanın iç savaşına Mücahede, birincisinin bilgisine İlim, İkincisinin-kine İrfan, Birinciyle ikincisinin dengelenmesiyle bilinçli ve fiili yaşamaya da Takva diyoruz...  

Hoşçakalın..

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
DİĞER YAZILARI Tüm Yazıları

Başkanımız

Foto Galeri

  • Arakanlı Kardeşlerimize Merhem Olurmusun
  • 3. Dünya Müslüman Toplulukları Kongresi & Fuar 2018
  • Sağlık Yönetimi Kongresi 2018
  • Eğitime Destek

Videolar

  • Sağlık Yönetimi Sempozyumu
  • Bana Çanakkaleyi Anlat
  • Millet Bir Ve Beraber.
  • Not Defteri Programı 2

Facebook'ta Derneğimiz

Twitter'da Derneğimiz

Dernek Scripti: Medya İnternet