Sağlık-Der Konya

ÇIKAR AĞZINDAKİ BAKLAYI...

Eyüp Al

ÇIKAR AĞZINDAKİ BAKLAYI...

Adamın biri yeni aracıyla gezerken kırmızı ışıkta durur, arkadan gelen araç güm diye çarpar. Hiddetle aracından inen adam karşısında bizim Temel’i bulur. Temel yalvar yakar “Abi kusurime bakma, bir gaflete gelip çarptum. Affet!” der. Adam hem gününü berbat etmek, hem de bu yakarış karşısında misliyle mukabele etmek istemez, yoluna devam eder. Biraz sonra yine aracın arkasından gelen çarpma sesiyle irkilir. Manzara yine aynı, Temel ışıkta duran araca çarpar ve aynı yakarışlar, aynı ‘ben ettim sen etme’ hikayesi. Adam “Hasbunallah” çeker yoluna devam eder. Aradan on dakika geçmez yine ışıklara takılan araca bir çarpma daha. Araçtan hiddetle inen adama Temel ön camdan başını uzatıp “Abi benum ben, devam et!” diye seslenir.

Folklorumuzda benzerine çokça rastlayacağımız bu tür hikayeler arsızlığı ileri götürmenin güzel örneklerini sunar.

Neden mi anlatıyorum?...

Kur’an “(Eğer inanıyorsanız) Şüphesiz ki; bütün mü’minler kardeştir.” buyuruyor. Hadis-i Şeriflerde ise Ayet-i Celîle teferrutıyla yorumlanır. Evet, bir kardeşlik ifadesi var, ama sınırlarını bize öğreten Hadislerdir.

 Buyurun birlikte bakalım:

Müslüman, müslümanın kardeşidir; ona hıyânet etmez, yalan söylemez ve onu sahipsiz bırakmaz Müslüman’ın her şeyi; ırzı, malı, kanı müslümana haramdır, takvâ işte burada (kalpte)dır. Bir kişiye, müslüman kardeşine hakâret etmesi, kötülük olarak yeter. (Buhârî, Müslim)

Sizden biriniz, kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olamaz. (Riyazü-s Salihin)

Hiçbiriniz kendi nefsi için istediğini (mü’min) kardeşi için de istemedikçe tam mü’min olamaz. (Buhârî, Müslim)

Hadislerde geçen bu ve benzer bir çok ifade Ayet’in etrafını çeviren daireler gibi rengarenk, çeşit çeşit çiçekler gibi Kur’anın bahçesinden fışkırıyor. Kısaca özetlersek: İslam kardeşliği öyle bir hukuk ki, kardeşini inciten insanın İslam’dan nasibinin pek az olduğu anlaşılır.

Yıllarca sivil toplumun farklı dallarında ama hep milletimizin menfaatini gözeterek, hiçbir alçak ve hain teşebbüse payanda olmadan çalıştık. Bizim yaslandığımız, kuvvet aldığımız istinat noktamız şairin tabiriyle:

Biz mükteka-yı zerkeş-i caha dayanmayız

Hakk'un kemâli lütfunadır istinadımız. deyip,

makam ve mevki talebimiz olmadan (Biliriz ki makam mevki, şan ve şöhretperestlik birer kelepçedir gönle. Önce kazanmak için çabalar, sonra kaybetmemek için çok can yakarsın.)   Lillah için, livechillah için çalışıyoruz. Bazen daha güzel İşler yapmak için gönlümüzden geçen makamlar olsa da, o makama yapışmak için pek çok elin uzandığını görüp,   “Cam-ı sefa gerekmez dünyay-ı dûn elinden, Merdâneler şikarı almaz zebûn elinden.” deyip geri çekilmeyi izzet-i nefis sayıyoruz.  Peki neden bunları anlatıyorum. Değerli dostlarım. Biz kardeşlik hukukunu muhafaza ettikçe, başkalarının lehine feragatta bulundukça ne hikmettir bilinmez birileri Temel gibi olma gereksinimi hissediyor. Sayısı yüzelliye tekabül eden dernek üyelerimizle 2 yıldan kısa sürede hiçbir maddi katkı almadan 10 dan fazla proje geliştirip uygulayıp, binlerce gönle dokunduk. Vatandaşımızın zihninde yeni pencereler açıp, eğitimde ve sağlıkta hizmet kalitesini artırıcı yeniliklere imza attık. Önceleri bize yapılanları anlamakta güçlük çekerken şimdilerde anlıyoruz ki terazileri bu sıkleti çekmeyenler, içine düştükleri çamurun her türlüsüyle bizi lekedar etme hevesindeler. Öyle ki her ay on binlerce lira ödenekle taltif edilenlerin paylaştıkları veya ürettiklerinin, aylık ceplerine giren tutarın miktar-ı muayyenesiyle eş değer olduğunu görüyoruz. Nerde kaldı dava adamlığı, nerde kaldı fedakarane iş görme…

            Hani demiştik ya kardeşlik hukukunu muhafaza etmek bizim için önemli. Evet, önemli ama bizim şeriatımız Hazreti İsa (a.s.) şeriatına benzemez. Öyleki Îsevilerde “bir tokat yediğinde diğer yanağını çevir” ilkesi vardır. İslam dini “Ne zulmedin ne de zulme uğrayın buyuruyor.” yani tokat atma ve tokat yeme şeklinde özetleyebiliriz. Yukarıda anlattığımız fıkradan mülhemen yediğiniz tokatlar, bundan sonrada devam edecek mi diye soranları işitir gibiyim. Eh ne yapalım fıkra ile başladık, fıkra ile bitirelim öyleyse…

            “Çıkar ağzından baklayi" deyiminin hikayesi bizim için son durum güncellemesi niteliğinde…

Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine yakıştırılan küfürbazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış, adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih etmiş:

-Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini cebine koy.  Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sende küfür etmeme isteğini hatırlayıp o an da söyleyeceğin küfürden geçeceksin.  Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin altına yerleştirirsin.

            Adamcağız şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye başlar. Bu arada

şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır. Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak,

- Şeyh efendi, biraz durur musun?  Deyip pencereyi kapatır.

Şeyh Efendi söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünür ve,

- Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz...

Şeyh içinden "lahavle" çekse de denileni yapmamak tarikat adabına mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sıra da küfürbaz derviş kendi kendine söylenmeye başlamıştır. 
Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta, bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü kez açılır ve kız seslenir:

- Gidebilirsiniz artık!..

Şeyh efendi merak eder ve sorar:

- İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin?

- Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu.

Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi, 

- Derviş Efendi, der, çıkar ağzından baklayı!

Selam ve Dua ile…

 

                                                                      Eyüp AL

                                               Konya Sağlık-Der İl Başkan Yardımcısı

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
DİĞER YAZILARI Tüm Yazıları

Başkanımız

Foto Galeri

  • Arakanlı Kardeşlerimize Merhem Olurmusun
  • 3. Dünya Müslüman Toplulukları Kongresi & Fuar 2018
  • Sağlık Yönetimi Kongresi 2018
  • Eğitime Destek

Videolar

  • Sağlık Yönetimi Sempozyumu
  • Bana Çanakkaleyi Anlat
  • Millet Bir Ve Beraber.
  • Not Defteri Programı 2

Facebook'ta Derneğimiz

Twitter'da Derneğimiz

Dernek Scripti: Medya İnternet